Sizinle paylaşmak için

İSTANBUL GEZİ REHBERİ 5. GÜN

İSTANBUL GEZİ REHBERİ 5. GÜN

GALATA VE BEYOĞLU

Galata ve Beyoğlu’ na ayırdığımız bu günde, Reha’nın ablası, eşi ve çocuklar da

da bizimle beraberdi. Turumuza Galata Kulesi’nden başladık. Kuleye yürürken

yolumuzun üzerinde adı gibi “Şirin” bir fırın gördük. Görüntü o kadar güzeldi ki, hemen içeri girip yanımıza yolluğumuzu yaptık. Ve kuleye doğru yürümeye başladık…

 Galata Şirin Fırın

 

Galata Kulesi

Yapı günümüzde sosyal ve kültürel faaliyetler için kullanılmaktadır. Galata kulesi ilk olarak Bizans imparatoru Justinianos tarafından M.S. 507-508 yılında yapılmıştır. Günümüzdeki kuleyi 1348-49 yılında Cenevizliler yeniden inşa etmiştir. Kule 1445-46 yılları arasında yükseltilmiştir. 1500’lü yıllarda depremden zarar görerek, mimar Murad bin Hayreddin tarafından onarılmıştır. III. Selim döneminde kule onarıldıktan sonra, kulenin üst katına bir cumba eklenir.1831’de kule bir yangın daha geçirir. II.Mahmut kulenin üzerine iki kat daha çıkar ve külah biçiminde olan ünlü dam örtüsüyle kulenin tepesi kapatılır. 1960 yılında tekrar restorasyon yapılır. Yapı son olarak 1967’de onarım görmüştür. Bugün yapının üçüncü kata kadar olan kısmının Ceneviz, diğer katlarının Osmanlı karakteri taşıdığı gözlenmektedir. Galata Kulesi mimari yapısının benzersiz olması nedeniyle benim çok hoşuma gidiyor. Çıkışta Osmanlı giysileriyle fotoğraf çektirmek isterseniz güzel bir anı olabilir. Galata Kulesi’nden çıktıktan sonra  Mevlevihane’ ye doğru yürümeye başladık.

Galata

 

Galata Mevlevihanesi Müzesi

Yüzyıllar boyunca musiki ile bilimi bir arada kaynaştıran Mevlevihanelerin Türk kültürüne etkileri büyük olmuştur. Galata Mevlevihanesi 1975 yılında müze olarak hizmete açılmıştır. İstanbul’un en eski Mevlevihanesidir. İçerideki 2 türbeden sağdakinde Şeyh Galib yatmaktadır. İbrahim Müteferrika ‘nın mezarı da oradadır. Tam ortada, çok eskiden kalma, büyük bir çınar ağacı vardır. Mezarlık girişinde Hamuşan tarafından karşılanırız. “On hikmet vardır: bunun dokuzu susmak, biri az konuşmaktır.”

Galata Mevlevihane

 

Botter apartmanı

Cephesinde geometrik motifler, Medusa başları ve kıvrımlı çiçek ve dal süslemeleriyle art-nouveau tarzının İstanbul’ daki en güzel örneklerinden olan bina Sultan Abdülhamid’in özel terzisi olan Jean Botter tarafından yaptırılmış. Zemin katta mağazası, birinci katta üstünde terzihanesi ve de atölyeleri ile, sonraki katlarda ise ailenin ikamet ettiği bir düzen söz konusuymuş. Botter apartmanının önünden geçerken biz de ahşap paneller görmek yerine yüzyıl önce Paris’ tekileri aratmayan defileleri hayal ettik.

Botter Apartmanı

 

Saint Antoine Kilisesi

Daha önce hiç içine girmemiştik, bu sefer girelim istedik. Büyük ve görkemli bir kilise. Kilise adını 2. yüzyılda İtalya’da yaşayan azizden alıyor. Mucizeleri arasında bedenini bir kilisede bırakıp, başka bir kiliseye gitmesi yer almaktaymış.Önemi İstanbul’daki en büyük ve cemaati en geniş katolik kilisesi olması.

Saint Antoine Kilisesi

 

Çiçek Pasajı

Pasaj adını 1940’ lı yıllarda Çiçekçilik İstihsal ve Satış Kooperatifi’nin ve onu takiben bazı çiçekçilerin binaya taşınmasıyla resmileştirmiş. Sonraki yıllarda çiçekçilerin buradan taşınmasıyla boşalan yerlere meyhanelere ve birahaneler açılmış. 1978’de bir gece aniden çöken bina onarıldıktan sonra 1988’ den itibaren tamamen meyhanelere ve birahanelere tahsis edilmiş. Bina cephesinde masklar, bitkisel motifler bulunmaktadır.

Çiçek Pasajı’ndan geçerken “Issız Adam” filmindeki  hüngür hüngür ağladığımız o acıklı sahneyi hatırlıyor ve pasajın arka kapısından çıkarak rengarenk Balık Pazarı’nın bulunduğu sokağa giriyoruz.

Çiçek Pasajı

 

Balık Pazarı

Balık tezgahları bu seferki gidişimde daha az gözüküyor gözüme, ama balıklar taze. İzmir’ de olmayan balık, Kalkan. Baharatçı, kuruyemişçi, şarküteri, incik boncuk satanların önünden geçerek yolumuza devam ediyoruz.

Balık Pazarı Beyoğlu

Pera Müzesi

Bir sanat müzesini de programımıza dahil ettik ve Pera Müzesi’ ne gittik. Bir grupla böyle yerleri gezmek eğlenceli, çıkışta kim ne anladı ne anlamadı, muhabbet bayağı keyifli oluyor. Müzenin üst katlarında “ Balkanlardan Gelen Soğuk Hava” sergisinde çağdaş sanatçıların yaptığı eserler vardı. Özellikle bu kısım müze çıkışında çok konuşuldu. Doğrusu biz Reha’nın ablasıyla birkaç eseri yorumlayabildik, en azından bizde birtakım duygular uyandırdı. Ama hepsini anlayabildiğimizi söyleyemeyeceğim. Kütahya Çini ve Seramikleri, Anadolu ağırlık ölçüleri ve tabi ki Osman Hamdi Bey’ in Kaplumbağa Terbiyecisi grubumuzun favorileriydi. Nitelikli sergilere ev sahipliği yapan bu müzeyi hepimiz beğendik.

Pera Müzesi Balkanlar'dan gelen soğuk hava

Tuna ise çağdaş sanat yerine kuzeniyle beraber Pera Café’ de sıcak çikolata içmeyi tercih etti.

 Pera Müzesi Kafe Cafe Café

 

Set Balık

Niyetimiz Hacı Abdullah Lokantası’ nda yemek yemekti, ama son anda program değişti ve Sarıyer’ de Set Balık’ ta yemeğimizi yedik. Fiyatlar uygun, özellikle mezeler değişik ve güzeldi.

 

6.gün İstanbul gezi rehberine buradan ulaşabilirsiniz.

 

 

Mesajınız var mı? Gerekli alanlar * ile işaretlidir.



Bir Cevap Yazın